->
SENUM korku değil çizgi film gibi olmuş!
Türkiye’nin ilk korku filmi olarak lanse edilen ‘Semum’da rol alan Burak Hakkı; filmin, kullanılan grafik animasyonların bolluğundan dolayı izleyici üzerinde korku değil, çizgi film etkisi yarattığını söyledi..
Eğitimini aldığı ekonometriyi sıkıcı bularak mankenliğe başlayan Burak Hakkı 1994 yılında Best Model seçildi. ‘Zehirli Çiçek’, ‘Günah’, ‘Kırık Ayna’, ‘Gurbet Kadını’, ‘Yeniden Çalıkuşu’, ‘Kaybolan Yıllar’ gibi dizilerde rol alan Hakkı, şimdi ‘Dudaktan Kalbe’ dizisinde oynuyor. Son dönemde ‘O Kadın’ ve ‘Semum’ adlı sinema filmleri ile de seyircinin karşısına çıkan Hakkı ile oyunculuğu, sinemayı ve geçen ay doğan bebeği Rüzgar’ı konuştuk.
* Babalık nasıl bir duygu?
Hakikaten yaşamak gerekiyormuş. İnanılmaz bir şey. Bu duyguyu tarif etmek için yeterli kelime yok. Baba olan bilir.
* Hiç, ‘Keşke çok daha önce baba olsaydım’ dediniz mi?
Demem mi? Tabii ki dedim. Keşke evlenir evlenmez çocuğumuz olsaydı. Şimdiye dek 2-3 tane yapardık.
* Belki bundan sonra yaparsınız…
Evet. İkinci çocuğumuz olursa adını Deniz koymayı düşünüyorum.
* Bebeğinizin ismi Rüzgar. Kim koydu bebeğin adını?
Sema koydu. Kız da olsa, erkekte olsa Rüzgar olmasını istedi.
* Sema Şimşek ile 2001 yılından beri evlisiniz. Podyumların örnek çifti olarak gösteriliyorsunuz. Baba olmak için neden yedi sene beklediniz?
İkimiz de çalışıyoruz. Çalışmaktan fırsat bulamadık. Örneğin geçen gün bebeğin aylık rutin kontrolü vardı ama ben gidemedim. Onun için çocuk öncesi bir hazırlık gerekiyor. Diyorum ki keşke boş vaktim olsa tüm zamanımı bebeğimizle geçirsek. Ama planlayamadık işte…
AKVARYUMLARIMI KALDIRDIM
* Rüzgar doğduktan sonra sizin hayatınızda neler değişti?
Hayatımın önceliği oğlum oldu. Rüzgar’ı bazen sete de götürüyoruz. Oyuncu arkadaşlar “Senin yüzünde bir değişiklik oldu, farklı bakıyorsun” diyor. Gerçekten öyle oldu. İlk kez böyle bir duygu yaşıyorum. Hayata ve çocuklara bakış açım değişti. Hepsine birer melek gibi bakıyorum.
* Nasıl bir babasınız?
Kendimi ilgili hissediyorum. Altını bile değiştiriyorum. Çocuğun tamamen bize muhtaç olması beni çok etkiledi. Kendi kendine dönemiyor; benim dokunduğumu anlıyor, gülücük atıyor. Üç tane akvaryumum vardı. Bebekten sonra onları kaldırdım. Çünkü suyun içinde canlı yaşatmak için bakteri üretmek zorundasınız. Bunun da bebeğe zararlı olabileceğini biliyorum. O yüzden çok sevdiğim akvaryumlarımı kaldırdım.
* Bilinçli bir baba mısınız?
Rüzgar için her şeyden vazgeçebilirim. Önemli olan onun sağlıklı bir gelişim süreci yaşaması. Biz de kendimiz bu konuda eğitiyoruz. Kitaplar okuyoruz. Yeni bir tecrübe bizim için.
* Rüzgar doğduktan sonra sizi şaşırtan ya da duygulandıran anlar oldu mu?
Beni en çok şaşırtan, daha üç günlükken rüya görmesi oldu. Rüyasında gülüp ağlayabiliyordu, nefes alışverişi değişiyor. Üç günlük bebek rüyasında ne görür? Bir de annesi emzirdiği zaman çok güzel. O çok özel bir an çünkü.
* Çocuk sizin eşinizle aranızdaki ilişkiyi nasıl etkiler ya da etkiledi mi?
Bence olumlu etkiler. Bir problem olacağını sanmıyorum. Biz zaten Sema’yla çok iyi anlaşıyoruz. Evlendiğimizden beri birbirimize sesimizi dahi yükseltmedik. Sema mükemmel bir anne oldu. O da değişti. Ailemiz genişledi. Bu mutluluğu ilk defa yaşıyoruz.
İSTANBUL’DA GÜVENDE DEĞİLİM
* Rüzgar için gelecek endişesi taşıyor musunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz içinde bulunduğumuz durumu?
Onun için her şeyi yapabilirim. O ayrı bir şey ama Türkiye’de çok eksik var. Özellikle İstanbul yaşanmaz hale geldi. İşim burada olmasa eşimi de razı edersem İstanbul dışında güneyde bir yerde yaşamak isterim açıkçası. Çünkü burada kaos, trafik, hırsızlık, olay çok. Hiçbirinin önüne geçilemiyor. Suç oranı çok yüksek bir şehirde yaşıyoruz. Kendimi çok fazla güvende hissetmiyorum.
* Kaygılı mısınız?
80-90′lardaki düşünce yapısına geri dönüyoruz. Hatta daha muhafazakar ve daha fanatik olmaya doğru gidiyoruz. Ülkemizi kargaşaya götüren çatışmalardan uzak durmaya çalışmalıyız. Ama benim birey olarak yapacağım bir şey yok, bir oyum var sadece.
ARTIK HER ROLÜ OYNAYABİLİRİM
* Siz ekonometri eğitimi alıp, manken olup sonra da oyunculuğa geçip başarılı olan ender isimlerdensiniz. Siz bu kararları alırken, ailenizin tepkisi nasıl oldu?
Oyuncu olacağımı bilseydim ve sekiz sene okul yerine oyunculuğun eğitimini alsaydım. Şu an çok farklı yerlerde olurdum. Ancak, okulda geçen sekiz sene de bana farklı tecrübeler kazandırdı. ‘Boşuna okumuşum’ demedim hiç bir zaman. Benim ailem bana baskı kurmadı, benim tercihlerime saygı duydu.
* Oyunculuk anlamında kendinizi nerede görüyorsunuz?
Kendimi kısa sürede geliştirdiğime inanıyorum. Yaptığım eski işleri izlediğimde dersler çıkartıyorum. Acemi olduğumu, o anki kapasitemin o kadar olduğunu görüyorum. Fakat özellikle son iki senedir yer aldığım projelerin bana çok olumlu etkisi oldu. Artık her rolü oynayabileceğime inanıyorum.
* Son oynadığınız filmleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
‘O Kadın’ inandığım bir projeydi ama beklenen gişeyi yapamadı. Pişmanlık duymuyorum. Deneyseldi. Seyirciye farklı geldiği için pek rağbet görmedi. Alıştırmak kolay değil. ‘Semum’ da daha iyi olabilirdi. Yaratığı beğendim ama genel olarak grafik animasyonlarını beğenmedim. Çünkü sonlara doğru çok fazla animasyon kullanılmış. Belli süre sonra çizgi film gibi oluyor. Yönetmen Karacadağ’a film çekilirken de söyledim, “Hocam bu yaratığı bu kadar göstermeyelim” diye. Bu etkiyi sadece oyuncularla da yaratabilirdik. Ama benim için iyi bir tecrübe oldu.
EXORCIST’E BENZEYEN SAHNELER
* Korku filmlerini sevmediğiniz halde bir korku filminde oynadınız. Neden böyle bir tarzda oynama gereği duydunuz?
Tecrübe olsun diye oynadım. Korku filminde gördükleri için beni yadırgayanlar oldu. Halbuki ben kendimi geliştirmek için oynadım. Yönetmen Hasan Karacadağ bu filmi japon sinemasında kullanılan tekniklerle çekeceğini söyledi. Ben daha önce belli başlı formatların dışına çıkmadığım için onun söylediği çekim tekniği bana çok cazip geldi. Bir daha böyle bir fırsat yakalayamayacağımı düşündüm ve kabul ettim. Bunun bana kesinlikle artı kazandırdığını düşünüyorum.
* ‘Semum’un yabancı filmleri taklit ettiği söylendi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
‘Semum’u 20 farklı filme benzetmişler, “20 filmin alıntısı gibi” diyorlar. Öyle de olabilir, çünkü daha önce korku filmi izlemediğim için ben tam bilmiyorum ama Exorcist’e benzeyen sahneler olduğunu gördüm. Ancak, şeytan çarpması gibi vakalarda hep aynı şeyler olur. Onu da başka türlü göstermezsin. Bu tarz filmlerde çekilen sahneler bellidir. O yüzden bu konuda fazla eleştirmek yanlış olur. İyi bir film olduğuna inanıyorum ama dediğim gibi, keşke çok fazla grafik animasyon kullanılmasaydı…
Dizi bolluğunda sinema izlenmiyor
* Türk Sineması’nı nasıl buluyorsunuz?
Son dönemde gelişme gösterdik ancak seyirci sayısını çok fazla yükseklere çekemiyoruz. Dizi bolluğundan dolayı sinema da izlenmiyor. İzleyici, sinemada oynayan filmi ‘altı ay içinde televizyonda izlerim nasılsa’ diye bekliyor. Halbuki sinema ayrı bir aktivite.
* Bu kadar çok dizi olması seyirciyi sinemadan uzaklaştırıyor. Peki dizilerin çok olması oyuncu için avantaj mı?
Ben avantaj olarak görüyorum. Çoğu oyuncu arkadaşımız “mecburen dizilerde oynuyoruz” diye dizileri aşağılıyor ya, bence diziler oyuncunun popüleritesini artırıyor. Beni insanlar diziler sayesinde tanıyor. Yedi yıldır dizilerde oynuyorum. Sinema filminde oynamam da diziler sayesinde oldu.
* Yeni projeleriniz var mı?
Önümüzdeki sezon ‘Dudaktan Kalbe’ devam edecek. Sinema teklifleri var ama ben bir sene kadar dinlenmek istiyorum.
Askerlik savaşmak demek değil!
* Bülent Ersoy’un askerlik üzerine söylediği sözler eleştirildi. “Çocuğum olsa askere göndermezdim” diyen Ersoy’a katılıyor musunuz?
Bülent Hanım’ın neler söylediğini takip edemedim. Ama savaşa herkes karşı. Şöyle bir şey de var: Hamama giren terler açıklaması yapılıyor. Orası hamam değil Kuzey Irak, o dökülen de ter değil kan. Öncelikle buna saygı duyulması gerekiyor. Her Türk genci, benim oğlum dahil, vatani hizmetini yapmak zorundadır. Bu tartışılmaz bir kural. Tartışılacak bir şey varsa o da sistemdir.
* Sistem ile neyi kastettiniz?
Askerlik sistemimiz değişebilir. Paralı askerlik, gönüllü askerlik çıksın. Çeşitli hayır kurumlarında çalışarak da askerlik yapılabilir. Örneğin İsviçre’de devlet üç seçenek sunuyor. Ya 15 ay gel askerliğini yap, ya tamamen askerliği meslek edin burada kal, ya da hafta sonları üç yıl boyunca yaşlılara yardım, lösemili çocuklara destek gibi sosyal hizmette bulun diyor. Türkiye’de de bunun geliştirilmesi lazım.
* Türkiye’de böyle bir sistem uygulanabilir mi sizce?
Yapılır tabii neden olmasın! Üstelik kişiyi askerliğe de teşvik eder. Askerden kaçan birçok insan var. Hem böylece sosyal yardımlaşma konusundaki açıklar kapanır, muhtaçlara yardım sağlanır. Paralı askerlikte de devletin bütçesine katkı sağlanır. Yapılamayacak bir şey değil. Askerlik sadece savaşmak, ülkeyi korumak demek değil.
Mart 18th, 2008 at 20:15
burak abi…seni çooookkk seviormm….
Nisan 11th, 2008 at 19:39
burak hakkı nın büyük bi fanatiğiyim inşallah daha güzel yerlere gelir……
Nisan 17th, 2008 at 11:50
salam, ben seni gormek isterdi
Nisan 18th, 2008 at 09:46
mrb öncelikle bebeğiniz hayırlı olsun.çok tatlı.çok başarılı bir oyuncusunuz.gerek sinema filmlerinde gerek tv dizilerinde başarılarınızın devamını diler eşinizle ömür boyu mutlu olmanızı isterim…
Nisan 20th, 2008 at 16:51
senı cook sevıyorum babalık sana cok yakısmıs annelıkte sema hanıma mutluluklar
Nisan 30th, 2008 at 18:16
ben beste burak hakkıyı çoooookkk seiyorum doğal olarakta onun çevresindeki bütün kadınları kıskanıyorum sema şimşek yerinde olmak isterdim
Nisan 30th, 2008 at 18:18
hatice adında şahsiyet burak hakkının en büyük fanatiği benm sen olamazsın yanımdan bile geçemezsin hhııhhhhhhhh
Mayıs 4th, 2008 at 19:09
burak abi çok yakışıklısın sema şimşek çok şanslı onun yerinde olmak isterdim:) sema ablayla ve rüzgarla mutluluklar dilerim size çok çok öpüyorm sizi:)