dizisi.info

Nis 20

Avrupa Yakasıavrupa yakası

Avrupa Yakası
Avrupa Yakası bu sezon sonunda bitiyordu.Haziran’ın 15′inde son bölümü yayınlanacaktı,fakat ATV’de EURO 2008 karşılaşmaları olacağı için mayıs sonunda Avrupa Yakası 160. bölümünde bitiyor.

Mar 26

Rock’n roll yaşıyorumdemet evgar

En İyi Kadın Oyuncu dalında aday olan Demet Evgar, Kelebek’e konuştu.
Korku, gerilim ve komedi dolu bir casusluk öyküsünün anlatıldığı “39 Basamak” adlı tiyatro oyununda üç farklı karakteri canlandıran ve Afife Jale Tiyatro Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu dalında aday olan Demet Evgar, Kelebek’e konuştu. Rock’n Roll bir hayat yaşadığını belirten Evgar, beste yapıp söz yazdığını ve henüz bir zaman belirlemese de albüm fikrine sıcak baktığını açıkladı. Rock’n roll yaşıyorum

Read the rest of this entry »

Mar 24

Elveda Rumeli’ciler önümüzdeki yıl da atv ekranında olacak

Elveda Rumeli’nin iki yapımcısı; Serdar Akar ve Tarkan Karlıdağ, dizinin önümüzdeki sezon da sürprizlerle devam edeceğini söyledi..

Elveda Rumeli’nin iki yapımcısı; Serdar Akar ve Tarkan Karlıdağ dizinin önünüzdeki yıl da devam edeceğini, ayrıca yeni bir projelerinin daha olduğunu açıkladılar. Kıbrıs çıkarması üzerine bir dizi yapacaklarını söyleyen ikili ile ‘Elveda Rumeli, yeni dizileri ve kurdukları şirket üzerine konuştuk.

* Elveda Rumeli nasıl ortaya çıktı?
Tarkan Karlıdağ:
Biz Adam Film’i kurduktan sonra atv ile görüşmeye gittik. Bizden yaz için Osmanlı döneminde geçen bir sit-com istediler. Proje geliştikçe gelişti ve Elveda Rumeli ortaya çıktı.

Peki neden dizinin çekimleri için Makedonya’yı seçtiniz?
Serdar Akar:
En kolay çalışılabilecek yer orasıydı… Bir de hikayemiz Makedonya’da geçince onu gidip yerinde çekmenin daha doğru olacağına inandık. Zaten doku çok müsait. Makedonya’daki Türk oyuncular çok başarılılar.

Read the rest of this entry »

Mar 23

Tahsin kadar sabırlı değilim, kestirip atarım!

ahmet saraçoğlu‘Yaprak Dökümü’ dizisindeki ‘Tahsin’ karakteriyle, kadınların gönlünde taht kuran Ahmet Saraçoğlu, gerçek hayatında Tahsin kadar sabırlı olmadığı söyledi: Sabrımın sınırı vardır. Karşımdaki insandan ümidim kalmadıysa kestirip atarım!..

Son aylarda ‘Yaprak Dökümü’ dizisinin en çok konuşulan karakterlerinden biri olan ‘Tahsin’e hayat veren Ahmet Saraçoğlu, “Ben Tahsin’in tam aksiyim. Çok canlı ve kıpır kıpır bir insanım. Onun kadar sabırlı olmam da çok zor” dedi. Dizide, ‘Anlaşmalı evlilik’ yaptığı ‘Fikret’e (Bennu Yıldırımlar) olan sevgi dolu ve anlayışlı tavırlarıyla hayranlık uyandıran Saraçoğlu, ‘Yaprak Dökümü’nü ve kendisini anlattı.

İYİ OLDUĞUM ANLAŞILDI

* Diziye nasıl dahil oldunuz?
Daha önce ‘Hırsız-Polis’ adlı dizide oynuyordum. O dönemde ‘Yaprak Dökümü’nün ilk sezonu bitmek üzereydi. ‘Hırsız Polis’in finalinden iki hafta sonra bana bu rol teklifi geldi. Gerçekten başarılı bir işti ve ben de rolü kabul ettim.

Read the rest of this entry »

Mar 21

Bosna’daki acıları biz de yaşadık

Bosna Savaşı’nda yaşananları konu alan “Ölüm Çiçekleri” bugün Star TV’deölüm çiçekleri başlıyor.

Erhan Emre, İlyas Salman ve Zeynep Beşerler’in başrolde olduğu, Bosna Savaşı’nda yaşananları ekrana getirecek olan “Ölüm Çiçekleri” bugün Star TV’de başlıyor. Dizide bir komutanı canlandıran Erhan Emre, “Savaş varken ben gençtim ve Almanya’ya kaçan ve aynı sınıfta okuduğum çok Boşnak arkadaşım vardı. Savaşı görmüşlerdi ve yaşadıkları her şeyi anlatıyorlardı. Acılarını birinci ağızdan duydum. O acıları onlarla yaşadım” diyor.
90′larda Bosna’daki savaş sırasında yaşananların ve Sırp katliamının anlatıldığı Star TV’nin yeni dizisi “Ölüm Çiçekleri” Saraybosna bugün ilk bölümüyle ekrana geliyor. Gerçek kişiler ve olayları konu alan dizinin çekimleri Saraybosna’da tüm hızıyla devam ediyor.

Read the rest of this entry »

Mar 19

Hayatta en çok kendimi kötü buluyorum!

yetkin dikinciler ‘Babam ve Oğlum’un saf ve iyi niyetli amcası, ‘Ulak’ filminin ise kötü karakteri Yetkin Dikinciler, Marie Claire dergisine itiraf etti: En çok kendimi kötü bulurum ve ona engel olmaya çalışırım. Ben iyi olma şansımı değerlendirmeyi istiyorum..

 

Son yılların yıldızı parlayan oyuncusu Yetkin Dikinciler ‘Ulak’ta, ilk kez kötü adam rolünde izleyicinin karşısına çıktı. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu olan Dikinciler hayatta iyi olabilme şansını değerlendirdiğini söylerken, çocukluk masallarından ilk aşkına kadar her şeyi Marie Claire dergisine anlattı…

* ‘Ulak’ bir masal filmi. Siz masallara inanır mısınız?
Ben masal severim, masallarla bağ kurabilenlerdenim. Gerçek dünyayı yaşamaya çalışırken masallara daha çok ihtiyacımız var. Çünkü bir ana fikri ve bir sonu vardır. Masallar bize ayna oluyor, o zaman fark ettirici oluyor. Bazen o kötü görünen dev figürüne ihtiyacımız oluyor. Biz de devlerle yaşıyoruz; birey olarak bu hayat içinde varolmaya çalışırken bir dev tarafından sürekli kovalanan, ona yenilmemeye çalışan bir öz benlik taşımaya çalışıyoruz. Dolayısıyla masal benim hep özdeşlik kurduğum bir şeydir.

* Filmin anlatım dili dolayısıyla hem kötü adamı oynuyorsunuz hem de çocukların gözlerinde yarattığı bir masal karakterini canlandırıyorsunuz…
Evet iki aşamalı; bir yaşayan Adem var köyde, bir de Zekeriya çocuklara masal anlatmaya başladığında kötünün yerine koyulan bir Adem var, hatta Adem de değil o Ademoğlu; yani insanoğlu… İnsanlar gördüklerine benzetir ya en çok… Borges’in bir sözünü hatırlıyorum; ‘Yepyeni bir canavar hayal etmeye çalışın; hayal edebileceğiniz en yeni canavar şu ana kadar hayal edilmiş olanların ya parçalanması ya da o parçalanmış taneciklerin yeniden birleşmesidir.’ Hayallerimiz de aslında varoluşla sınırlı… Dolayısıyla o çocukların o küçücük köyde kendilerine masal anlatan Zekeriya’nın kötüsü yerine, kendi kötü bildiklerini koyması çok normal bir şey.

BEN HALA MASALDA YAŞIYORUM

* Sizin için kötü nedir?
İçimdeki kötülük… En çok kendimi kötü bulurum ben ve ona engel olmaya çalışırım. İnsan tabiatının iyicil ve kötücül olduğunu artık fark ettiğim için… Ama ben bu hayatta iyi olabilme şansını değerlendirmeye çalışıyorum. Hayata iyi katkılar verebilmek istiyorum. Belki de oyunculuğu seçmek onun için bir yol…

* İlk hatırladığınız masal hangisi?
‘Ali Baba ve Kırk Haramiler’. Başka masallar da dinlemiştim; ‘Keloğlan’, ‘Andersen’den Masallar’, ‘Peter Pan’… Onları hatırlıyorum ama en çok ‘Ali Baba ve Kırk Haramiler’i hatırlarım. Çünkü okumayı söktüğüm gün, ilkokul öğretmenim bana o kitabı armağan etmişti.

* Anneniz size masal anlatır mıydı?
Evet. Anneannem ve dedem de anlatırdı.

* Peki nasıl bir ailede büyüdünüz?
Büyük bir aile… Hatta anneannem, dedemle aynı apartmanda oturduk. Yan apartmanımızda da yengem, dayım ve kuzenlerim oturdular. Aslında tek çocuğum ama fiili olarak kuzenlerimle büyüdüğüm için kendimi kardeşli büyüdüm sayıyorum. Kalabalık aileler için ‘İtalyan ailesi’ derler ya, aynen öyleyiz. Kandil, yılbaşı ya da doğum günü bizim törensel buluşmalarımızdır.

* Çocukluk döneminizi nasıl hatırlarsınız; bir masal gibi mi?
Çocukluğumu masal gibi hatırlamam için masalın içinden çıkmış olmam gerekir. Bense o masalın içinde yaşıyorum. Ailemde o kadar dengeli, o kadar şefkatli bir ortam vardı ki… Tabii ki çocuk olarak ben de azar işittim, ben de uyarıldım ama hep şunu bildim; biz birbirimize karşılıklı iyiyi veriyoruz. Orada koşulsuz bir özgüven var.

* Oyuncu olma arzunuz nasıl doğdu? Ailenizde hiç sanatçı var mı?
Hayır ailemde hiç sanatçı yok. Sanata ilgi duyan insanlar var. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Savaş Dinçel bizim aile dosttumuzdu. Ben küçükken, sanatçılara ihtimam gösterildi. Bizler için sanatçılar başka dünyanın insanlarıydı. Meğer değillermiş. Onu da kendi iç yolculuğumda anladım. Çünkü ben sahnede olmak güdüsüyle oyuncu olmadığımı düşünüyorum.

FELSEFE BENİ OYUNCU YAPTI!

* Peki sizi tiyatroya yönlendiren neydi?
Üniversitede felsefeyi seçtim ben. Varolana dair soru soran felsefenin arayışı, bedenimin ihtiyaçları ile de çakışınca bu beni, insanı insana anlatan oyunculuğa yöneltti.

* Tiyatrodan sonra sinema mı televizyon dizileri mi geliyor?
Okuldan mezun oldum, İki yıl Antalya Devlet Tiyatrosu, dört yıl Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nun ardından 1999 yılında İstanbul’a geldim. O süreçte İstanbul’dan ve piyasadan uzak kaldım. 98 yılında Turgut Yasalar’ın ‘Leoparın Kuyruğu’ sinema filminde rol aldım. Okul yıllarında yine hocalarımızın izniyle Kartal Tibet’in çektiği ‘Bedel’den sonra dizilerde rol almaya başladım. Beni ‘Kaygusuz Abdal’ oyununda izleyen bir yapımcı ‘Seni Yaşatacağım’ dizisine davet etti. Televizyon macerası da öyle başladı.

* Sizce izleyici tarafından ilk keşfedilmeniz hangi projeyle oldu?
Keşif sözcüğünü kendi üzerimden sevmiyorum ama Diyarbakır seyircisi mesela keşfetmişti. Antalya seyircisi keşfetmişti. İstanbul’a geldiğimde, tiyatro seyircisi ‘yine bir oyuncu var’ diye keşfetti ama televizyon denilen etkin araç sizi gerçekten kitleye de yayıyor. Dolayısıyla yaptığım televizyon projeleri sırasında sokaklarda tanınır olduğumu hissetmeye başlamıştım. Ama ‘Babam ve Oğlum’ filminin yeri tartışılmaz.

* Çağan Irmak ile nasıl buluştunuz?
Çok oyun izleyen bir yönetmen olarak daha önceden beni tiyatroda izlemiş… 1999 yılında Marguerite Duras’nın ‘Ayrılık Müziği’nde… Avşar Film ile bir dizi için görüşmeye gitti-ğimde “Affedersiniz bölüyorum ama ben sizi ‘Ayrılık Müziği’nde izlemiştim, çok iyiydi tebrik ederim” demişti.

* O rol sonrası kariyerinizde ne değişti?
Kariyer benim pek umursadığım bir şey değil. Bunu ‘Kariyer ne ki!’ anlamında söylemiyorum. Kariyer gerçekten kategorik olarak insanın yaptığı işleri, biriktirdiklerini üst üste koyunca ortaya çıkan manzara… Ben o süreçteki mutluluğuma bakıyorum, kariyer yapayım diye bir iş yapamıyorum.

* Çok sakin, efendi, kibar bir imajınız var. Hiç aşırıya kaçmaz mısınız?
Çevrenin size yakıştırdığı şeyi kabul etmek zorundasınız. Ben biri olmaya çalışmıyorum. Sakin bulunuyorsam, sakin olmak bana iyi geldiği için… Kalıp nezaket hareketlerini sevmiyorum. Doğrusu bu konuda konuşmak zor. Çünkü bu başkalarının bana söyleyebileceği bir şey.

 

Egoyu seven biriyim!

Ben egoyu seven biriyim. Ego ben demek ve insan ‘ben’ini oluşturmalı öncelikle. Biz olmakla bir yere varılmıyor. Uyum sağlarım, sıradışı olmaya çalışmam, ayrıksı olmak hevesinde değilim ama yüz kişinin bir şey söylüyor olması, benim tek başıma başka bir şey söylüyor olmam, onlar çok diye onların haklı olduğunu göstermez.
* Sevdiklerimi kaybetmekten ürküyorum. Çok korkmuyorum çünkü kaybedeceğimi biliyorum.
* O kadar çok hayalim var ki… Küçükken kedilerle köpeklerle dolu sevdiklerimle yaşayacağım bahçeli bir ev hayal ederdim. Bu yaşam biçimimde o hayalimi hala hayal olarak tutuyorum. Ama çekimlerim yüzünden düzenli olmayan yaşamım bu hayalimi pekiştirdi. Artık kendime ait bir evim olsun istiyorum.

Esra ile biz birbirimizi azat ettik

esra akkaya * İlk aşkınızı hatırlıyor musunuz?
Aşk denebilecek şeye yaz tatilinde Florya’da kapılmıştım. 11-12 yaşındayken Florya’da denize girer, maç yapardık. İnsan doğası, orada gördüğü kızlara bakmaya başlar. Öyle bir aşka benzer bir şey hatırlıyorum. Aşka benzer diyorum çünkü aşkın tanımı benim için değişiyor.

* Aşkın tanımınızda ne değişti?
Aşk beklemektir biraz; kimsenin bekleyecek zamanı yok! Biz öyle bir nesiliz ki, dünyada bu kadar hızlı değişimleri yaşayan bir kuşak galiba olmadı. Oturup birbirimizin gözünün içine bakamıyoruz. Benim aşık olabilmem için zamana ihtiyacım var.

* Esra Akkaya yaptığınız evlilik aşk evliliği miydi?
Aşk evliliği… Evlilik 1.5-2 yıl sürdü ama öncesinde 5 yıl birlikteliğimiz vardı. Çok güzel giden bir şeyin birbirimizi artık eskitmeye başladığını hissettiğimizde birbirimizi azat ettik. Birliktelikler insan mutlu olsun diye, ayrılıklar daha da mutlu olsun diye var. Biz öyle ayrıldık.

Mar 17

 Altan Günbay Selin Demiratar Perihan Savaş Ahmet Kural

Gazi unvanı ile tanınmak şeref verir

Güneydoğu gazisini canlandırdığı için şeref duyduğunu söyleyen ‘Gazi’ dizisinin başrol oyuncusu Ahmet Kural, “Sokakta asker anneleri boynuma sarılıp ağlıyor” dedi..

Gazi’de canlandırdığı Fırat Kalender karakteriyle izleyicinin beğenisini kazanan Ahmet Kural, dizide bir gaziyi canlandırdığı için şeref duyduğunu söylüyor. 26 yaşındaki oyuncuyu ekranseverlere yakından tanıtmak için keyifli bir röportaj yaptık.

Read the rest of this entry »

Mar 10

Gardiyan Gülten gaddar bir kadın değil!

zehra alptürkParmaklıklar Ardında’nın acımasız gardiyanı Gülten rolüyle izleyicinin karşısına çıkan Zehra Alptürk: “Gülten aslında gaddar değil. Hayatta hep ezilmiş, korkak bir kadın” diyor..

Dizilerin vazgeçilmez kötü kadını Zehra Alptürk, ‘Parmaklıklar Ardında’ dizisinde de ‘acımasız gardiyan Gülten’ rolüyle izleyicinin karşısına çıkıyor. Alptürk, bu o tarz rollerde oynamasına karşın, izleyiciden çok güzel tepkiler aldığını söylüyor. Uzun yıllardır oyunculuk yaptığını fakat şimdiye kadar emeğinin hakkını almadığını belirten başarılı oyuncu, ‘Parmaklıklar Ardında’dan sonra oyunculuğu bırakacağını açıkladı.

CİLVEYİ BİLMİYOR

* Parmaklıklar Ardında dizisinde sizi çeken ne oldu?
Bir projeye başlarken hiçbir karakter beni çekmez. Gülten rolü vurucu olmasına rağmen ilk başlarda küçük bir roldü. Ama aslında karaktere bakarsanız, bu kadın ‘karakterli karaktersiz’.

Read the rest of this entry »

Mar 10

SENUM korku değil çizgi film gibi olmuş!

burak hakkıTürkiye’nin ilk korku filmi olarak lanse edilen ‘Semum’da rol alan Burak Hakkı; filmin, kullanılan grafik animasyonların bolluğundan dolayı izleyici üzerinde korku değil, çizgi film etkisi yarattığını söyledi..

Eğitimini aldığı ekonometriyi sıkıcı bularak mankenliğe başlayan Burak Hakkı 1994 yılında Best Model seçildi. ‘Zehirli Çiçek’, ‘Günah’, ‘Kırık Ayna’, ‘Gurbet Kadını’, ‘Yeniden Çalıkuşu’, ‘Kaybolan Yıllar’ gibi dizilerde rol alan Hakkı, şimdi ‘Dudaktan Kalbe’ dizisinde oynuyor. Son dönemde ‘O Kadın’ ve ‘Semum’ adlı sinema filmleri ile de seyircinin karşısına çıkan Hakkı ile oyunculuğu, sinemayı ve geçen ay doğan bebeği Rüzgar’ı konuştuk.

* Babalık nasıl bir duygu?
Hakikaten yaşamak gerekiyormuş. İnanılmaz bir şey. Bu duyguyu tarif etmek için yeterli kelime yok. Baba olan bilir.

* Hiç, ‘Keşke çok daha önce baba olsaydım’ dediniz mi?
Demem mi? Tabii ki dedim. Keşke evlenir evlenmez çocuğumuz olsaydı. Şimdiye dek 2-3 tane yapardık.

Read the rest of this entry »

Mar 8

Türkiye’de oynamakla Hollywood’da oynamak benim için eşdeğer

nehir erdoğan Nehir Erdoğan 14 Mart’ta vizyona girecek olan ve çekimleri Los Angeles’ta gerçekleştirilen ‘Meleğin Sırları’ adlı filmle, Hollywood’da da adını duyurdu. Türkiye ile ABD’de oyunculuk yapmanın hiçbir farkı olmadığına dikkat çeken genç oyuncu: Benim görevim sette yönetmenin istediğini yerine getirmek. Bu iş her yerde aynı!..

Çekimleri Hollywood’da yapılan ilk Türk-Amerikan filmi olan ‘Meleğin Sırları-Broken Angel’ 14 Mart’ta Türkiye’de vizyona giriyor. ABD’de yaşayan Ankara Devlet Tiyatrosu eski sanatçılarından Aclan Büyüktürkoğlu’nun yönettiği filmde, Nehir Erdoğan başrolleri Amerikalı oyuncular Patrick Muldoon ve Zachary Charles ile paylaşıyor. Erdoğan, İngilizce öğrenmek amacıyla ABD’ye gelen ‘Ebru’ adlı Türk kızını canlandırıyor.

İÇKİ TADINI SEVMEM
* Rolünüzü anlatır mısınız?
‘Meleğin Sırları’ gerçek bir hikayeye dayanıyor. Tülay Pırlant’ın ‘Rüzgarlı Şehir’ adlı romanından uyarlanmış. 1985 yılında geçen, Türkiye’den Amerika’ya dil öğrenimi için giden Ebru adlı genç bir Türk kızının hikayesi… Aslına bakarsanız kitap da Ebru’nun kendi günlüğünden yola çıkılarak yazılmış.

* Role nasıl hazırlandınız?
2004′ten beri yönetmenle sürekli bu film üzerine konuşuyoruz. Ebru’nun alkol problemi var. Ben de alkolizm üzerine kitaplar okudum ve araştırdım.

* Sizin alkolle aranız nasıl?
Pek sevdiğim söylenemez, içkinin tadı acı geliyor. Ama hiç içmiyor da değilim.

EBRU DAHA NAİF

* Ebru’yu kendinize yakın buldunuz mu?
Hiç alakamız olmaması mümkün değil, çünkü canlandırdığım karakterlerin hepsi benim içimden bir yerlerden çıkıyor. Ama ben onun kadar kırılgan değilim, Ebru biraz daha naif.

* Filmin basın bülteninde ‘Geceyarısı Ekspresi filminden sonra Türkler’le ilgili kötü imajı sileceği’ iddia ediliyor…
‘Geceyarısı Ekspresi’ abartılarak çekilmiş bir film olarak dünyada sergilendi, imajımız olumsuz yönde etkilendi. Evet, bu film ‘Geceyarısı Ekspresi’nin tam tersi amacı güdüyor. Türkiye’nin ne kadar sağlam değerlere sahip olduğunu ve Türk halkının iyi günde kötü günde nasıl birbirine kol kanat gerdiğini de gösteriyor.

* Peki ABD’de size karşı olumsuz bir tavır oldu mu?
Aslında Türkler’in öyle bariz bir şekilde kötü imajı yok. Zaman zaman şöyle şeylerle karşılaşıyoruz; Amerika’da kiraladığım bir evin idarecisi bana bazı kağıtlar imzalatıyordu. Bir tanesinde ‘binanın havuzunda üstsüz güneşlenmek yasaktır’ yazıyordu. Kadın bana, “Zaten siz Türkiye’den geldiğiniz için böyle şeylere kapalısınız” dedi. Ben de “İran zannettiğiniz ülkemde plajlarda üstsüz güneşlenme serbest, bunu biliyor musunuz?” dedim.

* Çekimler nasıl geçti?
Bir buçuk ay boyunca günde neredeyse 16 saat çalıştık. Orada ‘bugün yağmur yağdı yarın çalışalım’ gibi bir durum söz konusu değil. Çünkü bir setin kurulmasının bedeli çok yüksek.

* Hangi sahnenin çekiminde çok zorlandınız?
Los Angeles Nevada Çölü’ne yakın olduğu için geceleri soğuk oluyordu. Haziran ayı olmasına rağmen o gece 6 dereceydi. Herkesin üstünde kalın paltolar vardı, ben bir tişörtle sabaha kadar okyanus dalgalarının içinde kaldım. Hayatım boyunca o kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum! Oyunculuk her yerde oyunculuk, her türlü teknik imkan olsa da okyanus suyunu ısıtmıyorlar.

* Film tamamen İngilizce mi çekildi?
Filmin hemen hemen yarısı Türkçe, yarısı da İngilizce.

* Büyüktürkoğlu’nun bir röportajını okudum. “Herkes Amerika’da yaşamın filmlerdeki gibi olduğunu sanıyor ama orada çok fakirler de var, onu da göstermek istedik” demiş…
Los Angeles’a ilk gittiğimde şunu düşündüm; bizi yıllardır renkleri olduğundan farklı gösteren filtrelerle çekilmiş filmlerle kandırmışlar… Hiç öyle masmavi sular, turkuaz yeşili dalgalar yokmuş. Okyanus kapkara bir su, girmek bile istemiyorsun!

SORUMLULUK HEP AYNI
* İzmir’de oyunculuk hayalleri kurduğunuz günlerde, Hollywood size ne ifade ediyordu?
Ben hiçbir zaman bir gün Hollywood’a gideceğim demedim. Oyunculuk anlamında da orada inanın ki farklı bir şey yaşamadım. Çünkü benim görevim sette yönetmenin istediğini yerine getirmek. Burada çektiğim dizide de aynı sorumluluk duygusuyla, orada çektiğim filmde de aynı sorumluluk duygusuyla görevimi yerine getiriyorum.

* “Oyunculuğun Hollywood’u veya Türkiye’si olmaz, oyuncu her yerde oyuncudur, bu yüzden de Hollywood’da oynamakla Türkiye’de oynamak benim için eşdeğer” diyorsunuz…
Aynen doğru! İşin teknik ya da maddi kısmı, yapımcıyı ve yönetmeni ilgilendirir. Benim asli görevim; sette sahnelerin ve filmin bütününde yönetmenin istediği biçimde yer almak.

ÇOK GURURLANDIM
* Hollywood’da film çekmek o kadar da abartılacak bir şey değil o zaman?
Ben böyle bir ekibin içinde olduğum için kendimi çok şanslı buluyorum. Ama bunu abartacak, altını çizip, arkasına yaslanacak, “Ben var ya, Hollywood’ta film çektim!” diye ortalarda dolaşacak bir mizaca sahip değilim.

* Yine de Türkiye adına gurur duymuşsunuzdur…
Kesinlikle! Oscar törenlerinin düzenlendiği caddede çekim yapıyorduk. Karşıdan karşıya geçerken, polis trafiği durdurdu. O an ülkem adına gurur duydum. “Türkler olarak buradayız, sinema sektörünün dünya devi olarak görülen ülkesindeyiz ve şu anda sokakta herkes durdu ve bizim çekim yapmamızı bekliyor” dedim.

* ABD’li yapımcılar festivallerde ödül alabileceğinizi düşünüyor. Siz ne diyorsunuz?
Ben filmde elimden gelenin en iyisini yaptım. Filmin başarısı da, filmi yapanlardan çok izleyenlerin hislerine bağlıdır.

nehir erdoğan Hollywood’dan tek eksiğimiz sadece para

* Dev prodüksiyonların çekildiği o görkemli dünya hayalinizdeki gibi miydi?
Bahsettiğin o abartılı dünyayı ben görmedim, çünkü onlar sadece stüdyo. Bir kere bu demek değil ki dünyanın en güzel filmleri orada çekiliyor. Tam tersine, Avrupa onların filmlerini beğenmiyor.

* Türkiye için ‘Paramız yok, dilimiz yok, pazar çok büyük o yüzden Hollywood’da şansımız yok’ derlerdi…
Hayatta hiçbir şey için ‘benim şansım yok’ denmemesi lazım bence. Tabii ki buradan gidip orada birden bire, “Hadi bakalım dağıl Hollywood biz geldik” gibi bir durum da yok ama çalışırsan, istersen, uğraşırsan olur. Onlar da “Vay, Türkler geldi kapatın kapıları” demiyorlar. Bizim hiçbir eksiğimiz yok. Sistemimiz eksik, paramız eksik ama oyunculuk anlamında, yönetmenlik anlamında gerçekten eksiğimiz yok.

 

 

Aynaya bakmadan oynadım

‘Sadece güzel olduğu için oyunculuk yapıyor’ önyargısını kırmak için çok savaştınız mı?
Evet, içimde olan bu sıkıntıyı hiç söylemeden fark eden ve olumsuz hislerimi yıkan ilk kişi de ABD’de oyunculuk dersi aldığım ünlü oyuncu koçu Eric Morris’tir. O, bana hem güzellik hem de yeteneğin birarada olabileceğini kanıtladı. Türkiye’de çok az makyajla çekilen ‘Yabancı Damat’ gibi bir dizide üç yıl çalıştım. Nasıl göründüğümü düşünmeden, çoğu zaman aynaya bakmadan oynadım.

* Hiç mankenlik ya da fotomodellek yaptınız mı?
Hayır, yapmadım. En büyük avantajım İzmir’deyken birlikte tiyatro yaptığım ve o yıllarda İstanbul’da çeşitli konservatuarlarda okuyan arkadaşlarımdı. Onlar sayesinde oyunculuğa başladım.

Aksiyon filmleri tam bana göre!

Sizce Hollywood’da sivrilmek daha mı zor?
Bir kere iyi şeyler yapabilmek için orada uzun yıllar bulunman ve yaşaman gerekiyor. Ben böyle bir şey tercih etmem, ülkemde de oyunculuk yapıyorum ve ülkemi terk etmek istemiyorum. Oraya sadece birkaç yıllığına eğitim için gidebilirim.

* Bundan sonraki hedefleriniz neler?
Hedef tahtam yok. Hesaplı kitaplı bir şekilde, “Sırada da şu var” deyip, hedefe doğru adım adım ilerlemek benim yapabildiğim bir şey değil belki de… Ben hep bazı şeyleri yaptım ve dönüp baktığımda yaptığımı gördüm. Mutlaka vardır hayallerim ama hayallerimi anlatmak yerine yapmayı tercih ediyorum.

* Uluslararası sinema endüstrisine siz de girdiniz. Bundan sonra nasıl bir rol istersiniz?
Hiç fark etmez ama aksiyon çok istediğim bir şey benim; savaşayım, at üstünde kılıç kalkan kuşanayım isterim! Çünkü kendi hayatımda da seviyorum atraksiyonu ama rolden çok projenin bütünü önemli.

Amerikalılar çok geriden geliyor

Gittiniz, gezdiniz, gördünüz ve film çektiniz! Peki Hollywood nasıl bir yer?
Film endüstrisinin kalbinin attığı şehir olduğu için sokaktaki insanlar da çok alışık. Üç sokak öteye kadar sesli çekimler için ‘lütfen sessizlik’ işaretleri konuyor ve insanlar da buna dikkat ediyor. Çünkü en büyük endüstrileri bu. En önemli şey sendikalarının olması. Her şeyi sendika yapıyor, sette gerçekten 12′de öğle yemeği yenecekse 12′yi 1 dakika geçe öğle yemeği yenemiyor. Kurallara uymadığın zaman setin durduruluyor ve cezaya maruz kalıyorsun.

* Nasıl bir dünyaları var Amerikalılar’ın?
Biz teknolojide çok arsız davranıyoruz. Yani bir ürün çıkıyor, bir sene sonra onun bir üst modeli çıkıyor yenisini alıyoruz. Ama ABD’de herkesin evinde çamaşır makinesi yok, çok az bir kesimin evinde çamaşır makinesi var. Bütün apartman tek bir çamaşırhanede çamaşırlarını yıkıyor. Hala pek çoğunun çamaşır makinesi üstten kapaklı. Bilgisayarları ise çok eski modeller. Kıyafet alışverişi de abartılı yapmıyorlar ama çok yiyorlar.

« Previous Entries

oyunlar | resimleri | panik atak | tedavin | UslanmaM | dizi izle | Sohbet | Dizi izle | Estetik | chat | dizi izle | Film izle