->
Serseri Nejat imajını ben yaratmadım
Son dönemin en popüler oyuncularından Nejat İşler, romantizm anlayışını Tempo dergisine verdiği röportajda dile getirdi.
İşler, “Algı değişiyor. Şehirde iyi şairler var, ama artık bildiğimiz eski romantikler gibi değiller. Başka türlü bir romantizm var. ‘Fight Club’ (Dövüş Kulübü) benim için çok romantik bir film mesela” dedi.
Antalya’dan Altın Portakal’la dönen “Yumurta” filminin Şair Yusuf’u Nejat İşler, Tempo dergisine konuştu. İşler, üzerine yapışıp kalan ’Serseri Nejat’ imajı için “O bir fenomen, benim yarattığım bir şey değil” dedi.
“Yumurta”da, Şair Yusuf’un kangal köpeğinin yanında oturup ağlama
durumu nasıl bir háldir?
- Bir şeyle savaşıp savaşıp, sonunda yenildiğindeki hál. Bilirsin, yenileceğini de kabul etmezsin, devamlı savaşırsın. Sonra bir şey sana kabul ettirir; işte o hál.
Yusuf’a ne oldu orada peki?
- Toprakla barıştı. Bir şair olarak topraktan biraz yukarıda yürüdüğü, hiçbir yerle bağı olmadığı için…
Şiir yazmak, şiir gibi yaşamak zor bir durum zaten zamanımızda.
- Algı değişiyor. Şimdi de şehirde iyi şairler var. Başka bir algı var, artık bildiğimiz eski romantikler gibi değiller. Başka türlü bir romantizm var.
Nasıl bir romantizm?
- “Fight Club” benim için çok romantik bir film mesela.
Filmde, Şair Yusuf memleketi Tire’ye gidiyor ya, siz nerelisiniz?
- Bizim köyümüz falan yok. Kalmadı kimse, ama Karadenizli’yim.
“Gideyim oralara, köklerimi keşfedeyim” gibi bir düşünceniz olur mu?
- Yok ya. Babam burada doğmuş, hiç görmemiş memleketini. Ben ondan daha önce gitmiştim. Benim köyüm Eyüp. Orada büyüdüm zaten.
Eyüp’ün eskiden; bir karakteri, bir raconu varmış.
- Çok karakterliydi evet, şimdi biraz yapma bir şey var üstünde.
Karakterinizde de yeri vardır.
- Oldu tabii etkisi halimde, tavrımda. Karakterin ilk şekillendiğinde, aile ve çevrenden etkileniyorsun. Ağabeyler bulup onlara öykünüyorsun vs… Ben oradan 12 yaşında çıktım.
Tutucu bir yer midir Eyüp?
- Eyüp işçi semtidir aslında. O zamanlar öyleydi. Hatta ben belime kadar saçlar, halka küpelerle dolaşırdım, kimse bir şey söylemezdi.
Buralardan kaçıp, küçük bir yerlere yerleşmeyi düşünür müsünüz?
- Buralara yakın, sessiz sakin yerler arama telaşındayım. Toprağa yakın bir yer istiyorum.
Domates, patates de eker misiniz?
- Olur tabii. “Senin için erken” diyorlar, uyarıyorlar, ama hissediyorum yavaş yavaş gitmeyi.
Gelenek göreneklerle aranız nasıl?
- Pek bağlı değilim. Saygılıyım da, bende pek gelişkin bir durum değil.
Her türlü bağ, bir yanıyla da özgürlüğü kısıtlayan bir şey zaten.
- İnsana göre değişiyor. Şu anda yalan bir tutuculuk yaşıyoruz. Hiç öyle değildik aslında. Millet 11 ay içkisini içer, ramazanda içmez. Ya da iftarını yaptıktan sonra içmeye başlar. O durum, güzel bir durum.
Emeklilikte küçük bir yere kaçarsanız, sahaf dükkánı da açar mısınız?
- Kimse kitap okumuyor ya. Güzel bir sahne vardı televizyonda. Dünyayı gezen magazin programlarının birinde, okyanustaki adalardan birine gidiyorlar, kızları çekiyorlar filan. Turistin bir tanesi yatmış kumsalda, Orhan Pamuk’un “Kar” romanını okuyor. Onlar kızla geyik yapıyorlar; “Nerelisin” falan. Okuduğu kitabı görmedi bile herif.
Orhan Pamuk’u okuyorlar tabii…
- Her şeyi okuyorlar. Güneyde bayağı takıldım ben; Kadir’in Yeri’nde, Gümüşlük’te… Okuyup okuyup bırakıyorlar kitapları. Bir ara benim için geçim kaynağıydı. Kitapları alıp İstanbul’da satıyordum.
![]() |
Sizde aidiyet sorunu var mı?
- Elbette.
Bunalımı var mı?
- Alışık olduğum, çok ufaktan beri benimle yaşayan bir şey.
Sinemada da kurallar vardır mutlaka. Ait olmanız gereken dünyalar.
- Var ama her şey de parti değil ki.
“Tutunamayanlar” durumu yok yani sizde.
- “Tutunamayanlar”da bir “a” benim için fazla. “Tutunmayanlar” benim için daha iyi bir şey.
Köpekle birlikte oturup ağlamak gibi bir háli yaşar mı Nejat İşler?
- Neden olmasın?
Köpek var mı sizde? Yoksa daha çiçek aşamasında mısınız?
- Henüz çiçek aşamasında. Çiçeğe bir şey olursa, gözümün önünde bağırmayacak ölürken.
Bir de size yapışan bir “Serseri Nejat” háli var.
- O bir fenomen, benim yarattığım bir şey değil.
Rahatsız ediyor mu peki sizi?
- Benimle alakası olmadığı için rahatsız etmiyor.
28’İMDE BUHRAN GEÇİRİP YAKTIM HER ŞEYİ
Şair Yusuf’un da yaşadığı gibi, bir süre sonra tüketiyor insan her şeyi. Sonra “normal” olman gerekiyor.
- Bununla ilgili bir oyun yazdım. Üç 10’luk olmaya geliyorsun çünkü. O da yaşamaya başlamak demek çünkü.
Zevksiz değil mi bu da?
-30’lu yaşlar bana tatlı geldi. Acılı, ama keyifli her şey gibi.
İlk aşk, ilk terk ediliş gibi değil ama sonra olan bitenler.
- Kendini yenilemeli insan. 28 yaşına kadar yazdığım binlerce sayfa şeyi bir buhranda yakıp bambaşka bir hayata geçtim.
Sizin değişiminize sebep bir travma var mı?
- Hayat bir yol. Kavşağa geldik, oraya girdik yani. Elbette olmuştur, ama işte yolda giderken, “Kavşak 10 kilometre sonra” tabelası gibidir travma.
AŞIK OLUNCA ŞİİR YAZARIM
Yazı çiziyle nasıl aranız?
- Oyun ve senaryo yazıyorum. Şiir yazdığım da oldu tabii. Herkes yazmıştır birine áşık olup illa ki…
Áşık olunca yazılıyor öyle mi?
- Öyledir. Karnın acıkmaz, artık uykun gelmez, sabaha kadar ayaktasın, ne yapacaksın? Aklında kelimeler uçuşur. Birine bir şey söylemen lazım.
Oyunculuk sanki daha kolay. Yazmak hastalıklı bir durum biraz.
- Aksine, tercih ederdim diğerini.
Niye etmediniz?
- Öyle oldu, öyle denk geldi.
Ama iyi gidiyor sizin gidişat.
- Dışarıdan bakınca, evet. İçeriden de fena değil, iyi gidiyor gibi; ama çok fazla kalacağımı sanmıyorum buralarda.



Kasım 21st, 2007 at 13:08
Merhaba size bisey söyliycem ama kızmayın SİZE BIYIK HİÇ YAKISMIYOR
Aralık 25th, 2007 at 12:02
bu adam bence” aşık” ama kimlen evlenceni merak ediyorum
böcek yetiştircek bayan ararsan ben ona evet derim ama erkeğin nazı çekilmez aşık usandırıyo farkında değil
Ocak 3rd, 2008 at 21:12
- Oyun ve senaryo yazıyorum. Şiir yazdığım da oldu tabii. Herkes yazmıştır birine áşık olup illa ki…
“kime yazıldın yazdın”bunu kalem ettim
Ocak 22nd, 2008 at 14:44
allahım yaa başka kim hem bu kadar tayyip erdoğana benzeip hem de böylesiene yakışıklı olabilr ki? çelişkili.. bakmaya doyamıo ki insan.. çiçek yerine bana baksa? eğer ölürsem söz bağırıp çağırmadan ölürüm..
Ocak 31st, 2008 at 03:53
yetinmeyi bilmek sadece gözlerinize bakıp dizilerinizi izlemek aslında gercegıne ulasmak hıc bır zaman istememek uzaktan bır hayali sevda yapmak bır cafede oturuken cevredekı herkez pervane olurken guzel yuzunuze umursamascasına kahveyı yudumlamak için yansada imkansızı yapmak..evet ropartaj guzeldı ve aşık olunca kalem kağıt ister buna katılanlardan oldum sevgılerımle…
Şubat 4th, 2008 at 11:07
ne kadar anlamsız sorular soruyorsunuz kendisine ben olsam “ne zaman”diye başlayan sorular sorurdum
misal ne zaman büyük adam olucaksın
misal ne zaman bunlardan bıkıcan
misal ne zaman vazgececeksin
misal ne zaman seviceksin
misal ne zaman güven duyucaksın
misal ne zaman kendini üzmüceksin
misal ne zaman nereye kadar devam ediceksin
misal ne zaman yeter be diyeceksin
misal ne zaman bıktım sizlerden diyceksin
misal ne zaman istemiyorum
misal ne zaman yoruldunuz
misal ne zaman aşık olursunuz
misal ne zaman rahat uyursun
misal ne zaman gezersin
misal ne zaman oyna açıksın
misal ne zaman eğlenirsin
misal ne zaman sevk alırsın
misal ne zaman tükendim diyceksin
misal ne zaman bu hayat beni seviyor bende hayatı diycksin
misal ne zaman sevdiklerin kıymetini bilceksin
misal ne zaman yaramazlık yapmıcak
misal ne zaman kendi olucak
misal ne zaman hasta olucak
misal ne zaman rahatsız olucak
misal ne zaman finalde dans edicek
misal ne zaman şarkı söylicek
misal ne zaman kendi olmayı başarcak
misal ne zaman özürsüz bir hayat sürecek
misal ne zaman çok pişman olucak
misal ne zaman kendi aklına güvenmicek
misal ne zaman sabretmicek
misal ne zaman sukunet içerisinde yaşıcak
misal ne zaman kendi hemde başkasını küçümsemeyecek
misal ne zaman adam gibi cevap vericek
misal ne zaman dürüst olucak
misal ne zaman gözlerinin içerisine bakarken
misal ne zaman gülüşlerinde saklamıcam
misal ne zaman özgüvenini yitircek
misal ne zaman kucaklar
misal ne zaman derin bakar
misal ne zaman dalar
misal ne zaman kime kızar
misal ne zaman neye kızar
misal ne zaman niçin yapıyorum
misal ne zaman değersizim
misal ne zaman değerliyim
misal ne zaman ağlar
misal ne zaman düşünür
misal ne zaman düşer
misal ne zaman kalkar
misal ne zaman utanır
hatta ve hatta bu misalleri abartabiliriz ama uygunsuz olucak
mis gibi misal soruları “ne zaman”zamanı belli olmayan sorulardan yola çıkarak soru sorun beklediği soruları sormayın
Şubat 4th, 2008 at 13:14
kıslar hayaliniz bundan ibaret haksızmıyım nejom:)
İMKANSIZ!
CAM TAVAN SENDROMU
Bir seyin imkansiz olduguna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya baslar’ (Dr. David J. Schwartz)
Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler.
Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak oldugu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar.
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler.
Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi’ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar.
Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onlari sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm’den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.
Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir.
Bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir.
Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.
Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.
İnsan inandığına denktir.
Yapabileceğini düşündüğü kadardır.
Şubat 4th, 2008 at 21:02
bunu ekleyin plsss
İMKANSIZ!
CAM TAVAN SENDROMU
Bir seyin imkansiz olduguna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya baslar’ (Dr. David J. Schwartz)
Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler.
Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak oldugu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar.
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler.
Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi’ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar.
Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onlari sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm’den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.
Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir.
Bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir.
Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.
Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.
İnsan inandığına denktir.
Yapabileceğini düşündüğü kadardır.
Şubat 7th, 2008 at 10:27
kıslar nejom sanırım basından duyduğumuz kadarıyla şebnem ablamızla birlikteymiş ay çok sevindim çok tatlılar birbirine yakışıyorlar
Şubat 16th, 2008 at 21:10
senı sevıyorum gozlerının ıcıncekı derın ve anlamlı bakıslar benı cok etkılıyo oyunculuguna laf yok hayata bakısında herseyınle cok mukkemel bı ınsansın bunlar yurekyen sen hıc degısme olur
Şubat 16th, 2008 at 21:15
senı sevıyorum gozlerının ıcındekı derın ve anlamlı bakıslar benı cok etkılıyo oyunculuguna laf yok hayata bakısında herseyınle cok mukkemel bı ınsansın bunlar yurekten sen hıc degısme olur hep oyle kal
Mart 9th, 2008 at 03:24
adam gibi adam akilli cok yakisikli daha ne olsun.. bütün röportajlarinda cok dogal beni cok etkiliyor. en güzel tarafi nefsine uymayip mantigiyla yasamasi bence. basarilar
Nisan 2nd, 2008 at 10:49
tek kelimeyle adam gibi adam uldugu gibi görünen olagan üstü çok dogal bi herif seni seviyoruz hep böyle kal